|
Tweet |
NÖBET BİTİYOR AMA YORGUNLUK BİTMİYOR
Sağlık çalışanlarının özellikle yoğun birimlerde gece boyunca yüksek dikkat ve sorumlulukla görev yaptığını belirten Karakaya, nöbet sonrasında yeterli dinlenme süresinin sağlanmasının önemine dikkat çekti.
Karakaya şunları söyledi: “Bir sağlık çalışanı gece boyunca acil vakalarla, hasta takibiyle ve insan hayatını ilgilendiren kararlarla uğraşıyor. Sabah nöbet bittiğinde yalnızca çalışma saati sona eriyor; o gecenin fiziksel ve zihinsel yorgunluğu bir anda ortadan kalkmıyor. Çalışma programları hazırlanırken bu gerçek mutlaka dikkate alınmalıdır.”
DİNLENMEK AYRICALIK DEĞİL ÇALIŞMA HAKKIDIR
Sağlık çalışanlarının dinlenme talebinin hizmetten kaçınma şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Karakaya, yeterli dinlenmenin güvenli çalışma ortamının temel unsurlarından biri olduğunu söyledi.
Karakaya, “Sağlık emekçisinin dinlenmesi lüks değildir. İnsan hayatıyla ilgili bir görev yürütüyorsanız dikkatinizi ve karar verme gücünüzü korumanız gerekir. Dinlenme hakkını çalışanın kişisel talebi değil, sağlıklı çalışma düzeninin zorunlu parçası olarak görmeliyiz.” dedi.
YILLIK İZİN KÂĞIT ÜZERİNDE KALMAMALI
Personel yetersizliği veya yoğunluk nedeniyle çalışanların yıllık izinlerini planlamakta zorlanmasının kabul edilemeyeceğini belirten Karakaya, sağlık kurumlarındaki insan gücü planlamasının izin dönemlerini de kapsaması gerektiğini ifade etti.
Karakaya, “Çalışanın yıllık izni mevzuatta bulunuyor ancak personel eksikliği nedeniyle rahatlıkla kullanamıyorsa hakkın varlığı tek başına yeterli değildir. İnsanlar izin isterken arkadaşlarının nöbetinin artacağını düşünüp suçluluk hissetmemelidir. Yeterli personel istihdamı bunun için de gereklidir.” ifadelerini kullandı.
SÜREKLİ FAZLA MESAİ NORMALLEŞMEMELİ
Yoğun dönemlerde ortaya çıkabilecek ek çalışma ihtiyacıyla sürekli hale gelen fazla mesainin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Karakaya, olağanüstü çalışma düzeninin olağan çalışma modeli haline getirilmemesi gerektiğini söyledi.
Karakaya, “Sağlık hizmetinde beklenmedik yoğunluklar elbette olabilir. Çalışanlarımız böyle dönemlerde büyük fedakârlık gösteriyor. Ancak her ay aynı yoğunluk, aynı fazla mesai ve aynı personel açığı yaşanıyorsa artık geçici bir durumdan değil, yapısal bir personel probleminden söz ediyoruz.” dedi.
TÜKENMİŞLİĞİN BEDELİNİ AİLELER DE YAŞIYOR
Uzun çalışma saatlerinin sağlık çalışanlarının sosyal ve aile hayatını etkilediğine dikkat çeken Karakaya, çalışma hayatıyla özel yaşam arasındaki dengenin korunması gerektiğini belirtti.
Karakaya, “Sağlık çalışanı hastaneden çıktığında anne, baba, eş veya evlat olarak hayatına devam ediyor. Çocuğuna zaman ayırması, ailesiyle vakit geçirmesi ve sosyal hayatını sürdürebilmesi gerekiyor. Çalışanın bütün hayatını hastane ve nöbet çizelgesine sıkıştıramayız.” diye konuştu.
YORGUNLUK HASTA GÜVENLİĞİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ
Sağlık hizmetlerinin yüksek dikkat gerektirdiğini vurgulayan Karakaya, aşırı yorgunluğun oluşturabileceği risklerin çalışma düzeni planlanırken göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.
Karakaya, “Sağlıkta yapılan işin merkezinde insan hayatı var. İlaç hazırlanıyor, cihazlar kullanılıyor, hastalar takip ediliyor ve kritik kararlar veriliyor. Bu nedenle çalışan yorgunluğunu yalnızca personelin kişisel sorunu gibi göremeyiz. Dinlenmiş çalışan, güvenli sağlık hizmetinin de önemli şartlarından biridir.” dedi.
KARAKAYA: SAĞLIK SİSTEMİ İNSANIN SINIRLARINA SAYGI DUYMALI
Sağlık kurumlarında çalışma ve nöbet programlarının personelin fiziksel ve psikolojik sağlığını koruyacak şekilde düzenlenmesi çağrısında bulunan Karakaya, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sağlık çalışanlarımız vatandaşlarımızın en zor anlarında görevlerinin başındalar. Geceleri, hafta sonlarında ve bayramlarda hizmet veriyorlar. Ancak bu fedakârlığı sınırsız kabul edemeyiz. Yeterli personel istihdam edilmeli, nöbet yükleri dengelenmeli, yıllık izinler fiilen kullanılabilmeli ve nöbet sonrasında gerçek dinlenme imkânı sağlanmalıdır. Sağlık çalışanını tüketerek sağlık sistemini ayakta tutamayız. Dinlenemeyen sağlık çalışanı tükenir; çalışan tükenirse sağlık hizmetinin niteliği de zarar görür.”